Ana içeriğe atla

YAZAR HAKKINDA (ABOUT ME)

 Humanism Kilise'nin gücü ve otoritesini sarsarken Kilise elbette ki eli boş durmadı. Onu yıkan sanatı kenedi silahı yapmaya karar vererek tüm trajediyi göstermeye karar verdi. İtalya'nın güçlü ailelerinin patronluğunu yaptığı yetenekli sanatçılar ışığın ve gölgenin gücünü kullanarak trajedileri işlediler. Görülmemiş bir duygu dalgası barok sanatından size bakar ve sizi yutup geçerdi. 

Güllerin savaşı muhtemelen en çok ses getiren iç savaşlarından birisidir. Nedeni kim bilir belki de başrolü erkeklerin sanarken gerçekte kadınların zırhlarını kuşanmış olması olabilir. 

Tanrılar yüksek dağlarında otururken ve biz aciz insanlara bakarken kim bilir nasıl burun kıvırmışlardır. Doğruları demek gerek, onların bu deli gibi kenlerini tepelerde görüp karar vermeleri biz aciz insan kaderlerini sikip atmıştır.


Ben York, Akine ya da Khatoon of York. Ne demek istersen. Burada okuyacağın yazılar yukarıdakilerin ince sızılı fikirlerinden farklı olmayacak. Trajediyi tüm çıplaklığı görürken kelimeler arasında muhtemelen boğulacaksın. Ama merak etme, boğan kelimeler değil. Senin uzun zamandır içinde yaşadığın hayatta bir yerle örtüşmüş olması. O senin içindeki barajdan yıkılması için birkaç tuğla çekti sadece. Belki bir kelime, cümle,paragraf hatta virgülün getirdiği bir yarım nefes. 

Toplumla sıkışmış zihinleri göreceksin. Hem zihninde dönen sözlerine kafatasın kadar yakın olacaksın hem de bir o kadar uzak. Her bir karakterin süperego,ego ve idinin çatışmasında seninkiler de çatışacaklar. Burada bahçeler yok. Osmanlı Sarayındasın. Alabildiğine arazi var sadece ve ağaçlar. Belki de zihnin de aynı böyle karmaşıktır. Körfeze dizlerine kadar battın mı hiç? Geceyarısı çökünce şehrin boş sokaklarında dolaşıp şehrin nefesini soludun mu? Ama yine de onlar susmadılar değil mi? İzin ver karakterlerim tek tek senin einden tutup dansa kaldırsınlar Kordon'da. 


Şimdi gerçeklere gelelim. Ben York ya da Akşne ya da Khatoon of York. Ne demek istersen. Sosyoloji ve psikoloji öğrencisiyim. Karabasan dergisinin genel yayın yönetmeniyim ve baş editörlük de yaptım. Burada muhtemelen benim psikolojik ve sosyolojik eserlerimi bulacaksın. İçlerinde her daim mit olacak. Tarih olacak. Her şey olacak. Amacım senin eserin çevresinde dönmen değil hayır. Eserim seni kuşatması ve çevrende dönüp gerçekliği bir kenra atarak seni neden olduğunu dahi anlamadığın bir duygu karmaşasına sokması. Öyle ki gözyaşların o yumrudan dolayı yanaklarından aksın. 


Tanıştığımıza memnun oldum. Buraları seveceğini düşünüyorum. İngilizce ve Türkçe içeriklerim mevcuttur. 






Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yazardan Seçmeler

 Bu sayfadan ben White Rose'un kitaplarında ve kitap olmamış tek bölümlük hikayelerine ulaşabilirsiniz. İyi okumalar dilerim  Eros'un Laneti   Çiy   Çocuk Alman Tablosu   The Mystyc History   Tarihteki Modern Kadın 1855 Cadısı Historymaker Queens Series Dynasty Prometheus Thanatos ve Eros Mary on cross The Key Of Darkness

Chapter 1

  Közlerin üzerinde çok yürümüştüm. Lakin nasıl bilebilirdim o kahverengi gözlere doğru yürürken daha çok acı çekeceğimi? Ya da nereden bilebilirdim kendi şakalarıma dahi güleceğimi ve ağzıma hiç şarap sürmeden sarhoş olacağımı? Öyle ki hiç içmediğim bir içkinin sarhoşluğuymuş yaşadığım. Ve her gece çöküp karanlık bastığında, biraz olsun beni görsün diye çevresinde pervane olurum.  Kırmızı kadifeler, çıngıraklar, ziller, bıçaklar, toplar ve kadehlerce şaraplar... Onun gözleri beni bulsun diye yapmadığım kaldı mı ki? Bir kez olsun beni arasın diye kaçmadığım delik kaldı mı ki? Beni bulsun diye gözler önüne serilmediğim, tut ki çevresinde bir mehtap gibi dönmediğim tek bir gece kaldı mı? Dağlara çıktım, ovalara, çayırlara yayıldım. Dokuz defa sürülmüş tarlalara gizlice dadandım — bir köstebek gibi. Ne de olsa senin için de bir köstebektim. Aşkın için, sevgililerin için, her şey için. Körfeze koştum, sırf denize seni fısıldamak için. Belki o zaman, suyun yüzeyinde senin sandı...

Chapter 3

  O akşamdan sonra bazı şeyleri kabullenmiştim. Yitip gitmiş bir bedenin gölgesinde daha fazla yaşamayacaktım. Geceleri çöküp yatağıma yattığımda ertesi sabah kalbimdeki boşluğun sonunun ne olacağını düşünüp penceremden içeri giren yıldızların ışıklarını saymayacaktım.  Buna karar verdiğimde gün çözülüp gitmiş yerine tatlı meltemle bir karanlığa bırakmıştı. Yün yorganımı tepeme kadar çekmiş her gece olduğu gibi yatağımın berisindeki pencereden ormana ve ağaçların arasından cılızca gözüken yıldızlara bakıyor ve beni seneler önce bırakıp giden şovalyeyi düşünüyordum. Derler ki gidenin kalbinde bir ip unutur kader. Zaman o ipi gerer, koparmaz. Zira dosttur kaderle. Eğer yıldızlara aynı anda bakarsa giden ve geride bıraktığı bir çift yaşlı göz, giden hala o ipin titrediğini hissedermiş… Geri dönmese bile, ruhu artık dönmüştür. Ve hiçbir büyü, dönmüş bir ruhu serbest bırakamaz.  Yerimden doğrulmadan saçlarıma ellerimi attım. Parmaklarıma dolaşan saçlara karanlıkta seçebildiğ...