Ana içeriğe atla

Chapter 2

 

Bazen asla sevilmeyeceğinizi kabullenmeniz gerekir. Asla sevilmeyeceğinizi, görülmeyeceğinizi. Kimse sizi prensesler olarak görmez. Kimse sizi sevilecek bir kadın olarak fark etmez. Hatta onlar için o kadar alaladesinizdir ki sizi akıllarınıza dahi getirmezler. İşte bu durumun içindeyseniz emin olun ki siz de bir cadısınız. Kovano hoş geldiniz, kendimi tanıtmadım. Ben Dabria, Kirken’in kızıyım.

 Doğruları demek gerekirse annem ilk cadı. Olduğum şey konusunda hep açık sözlüydü. Kendi dokunduğu altın işlemeleri beyaz etiğine, beyaz uyluklarına sıyırır ve diz çökerdi bazen. Omuzlarından kavrardı, ince uzun beyaz parmakları. Fısıldardı. "Sen bir cadısın, bunu değiştiremezsin. Senin soyun belki en güçlüsü. Lakin güç her zaman, her daim bir lanet getirir. Kandandır belki bu. Sevilmemek. Ne teyzen Pasiphe sevildi,bir insan tarafından dahi, ne de dayıların yahut en güzel kuzenin Medea. Bunu ne denli çabuk kabul edersen, o denli iyi."

 

O anlarda aptal gibi annemin suratına bakar ve mırıldanırdım. "Ama anne, babam seni seviyor."  Bir tanrının aşkı mutlaktır ama sonsuz değildir, derdi bana. Sonrasını asla getirmezdi. Ama adasının yağmalayan ve saldıran korsanları gördüğümde anlardım. Annemin anlatmadığı pek çok acısı vardı. Odaya kapatır yahut ormanın derinlerine gönderirdi beni. Sanki beni bulamayacaklarmış gibi. İkimiz de bilirdik. O yalnızca bunu dilerdi. Bulamamalarını. 

Ama buldular. 

Ama o ormanda beni örgülü saçlarımdan yakaladılar. 

Ama beni annemin eteğinden sürükleyerek kopardılar. 

Ama annemi tuttular karşı çıkamasın diye. 

Ama annemin ağzını tıkadılar sihirli sözleri söyleyemesin  onlar benimle gemilerine binene dek diye. 

Ama beni gemilerine bindirip siyah dokuma yerkeni açtılar.

 Tanrılarıma şükür, beni başlarından savmaya karar verdiler.

 Tanrılarıma şükür yaşıyorum. 

Ama annemden uzakta. 

Ama herkes benden nefret ederken. 

Doğruları söyleyelim. Güzel maske takarım. 

Doğruları söyleyelim. Daha önce elimden kaçabilen bir av olmadı.

 Doğruları söyleyelim. Şimdiye kadar güzel bir aşk hikayesi yaşayan bir cadıya, ozana yahut ressama rastladım. Onlarla iyi arkadaşımdır. Bizlerin kaderi de böyle yazılmış. Acılarımızdan buluruz içimizdeki o küçük cevheri. Doğruları söyleyelim. Onu o ormanda yaralı görene kadar çok bunu sorun etmemiştim.

 

Ama o, oradaydı. Boylu boyunca iki seksen yerde uzanıyordu. Uzun kirpikleri kapalı, siyah saçları gözünü gölgelemiş. Gördüğüm en güzel şeydi. Benden korktuğundaki en güzel şey oydu. Umurumda bir arma kana bulanmış. 

Şimdi o anın üzerinden yıllar aktı. O yanımda değil, prensesinin yanındadır. Uğruna bana gözünün ucuyla dahi bakmadığı. Çok kısaydı ama çok güzeldi. Belki bana yanaşmadı dahi ama onunla sabaha kadar konuşmak paha biçilmezdi. Beni yaptığım büyülerde izlemesi, şeytanlarımı dinlemesi ve bana bir canavarmışım gibi bakmaması paha biçilmezdi. Aşık olunabileceğimi inandım. O kadar güzeldim, sevilesi ve iyiydim. Onun bana bakışında kendimi kaybederdim. Adı Salvius idi. Benimle belki asla gerçekten konuşmadı, beni gerçekten önemsemedi, beni gerçekten dinlemedi. Ama buna değer olduğumu hissetmek paha biçilmezdi. Aşık olunamayacağımı fark etmem uzun zaman almadı.

 

Bir sabah bir şey demeden gitmiş olduğunu gördüm. Yatağı boş ve kanlıydı. Gitmişti. Onu bulsam reddederdi. Belki kellemi prensesine hediye ederdi. Durmadan anlattı. Asla onun gibi sevilmeyeceğimi anladım. O prenses gibi sevilmeyeceğimi anladım. Lütfen bana acımayın. Buna ihtiyacım yok. Ben bana olmayan göğe aşık oldum. Gökyıldızlara aittir. Bizler yalnızca bizi dinliyor sanarak onun avuçlarımızı açıp konuşuruz. Lakin o sadece yıldızlara bakar ve onları dinler. Bir cadıysanız eğer, sevilmeyeceğinizi kabul etmeniz gerek. Ömürlerce ezebilirsiniz. Her bir zerresini ezberleyip zihninize kazıyabilirsiniz. Lakin unutmayın, kimse size bunu yapmaz. Yaranız açık kalacak. Zira daha derin bir yara asla olmayacak. Siz yaralarla irinlerle dolu bedeninizle yürümeye devam edeceksiniz. Belki birileri gelecek, yaralı denizciler. Ama unutmayın, onların sevgilisi değilsiniz. Onların asla ulaşamadıkları sevgilileri. Prensesleri zaten var. Annemin bana anlatmadığı buydu işte. Ve onları asla kalbinize kabul etmeyin. Annem çirke gibi. Zira bir adada yalnız kalmak, kuzenim Medea gibi o denizde kapılıp gittikten sonra bitap ve çulsuz karaya vurmaktan daha iyidir.

 

Hermes'iniz olacak belki, lakin unutmayın, bir Tanrı’nın aşkı mutlak olsa dahi sonsuz değildir ve hiçbir aşığınız da bir Tanrı değildir. Bizler aptal, acunası, yahut öyle kadınlar değiliz ama belki de canavarızdır. Kim bilir, Kalypso, Kirke, Pasiphe, Medea, Morgana, Merlin, Perses, Perseis, Hecate, Aites, Ben, ozanlar ve yahut sanatçılar… O göğe aşık olanlar ve asla sahip olamayacağını bildikleri için uçurumun kenarlarından şehir ışıklarını izleyenler.

 Yıllar geçti üzerinden. Hayatım boyunca annem Kirke’yi anlamam sanıyordum, ancak anladığım anlarda annemle aramda fersahlar vardı. Ömürlerdir bu ormanda yaşar dururum, ancak hiç şehir ışıklarını izlemezdim. Kendimi bir sabah ansızına gidince ve aptal kalbim beni sevmediğini bilmesine karşın bir tan ağırmasında ansızın gelmesini beklerken bulana dek. İtiraf edip kabullenelim burada bu gece otururken: sevilmeyeceğim, sevilmeyi ister miydim bilmiyorum. Zira sevilmek pekala beni değiştirdi. Ben olduğum şeyden köküne kadar memnunum.




devam et

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yazardan Seçmeler

 Bu sayfadan ben White Rose'un kitaplarında ve kitap olmamış tek bölümlük hikayelerine ulaşabilirsiniz. İyi okumalar dilerim  Eros'un Laneti   Çiy   Çocuk Alman Tablosu   The Mystyc History   Tarihteki Modern Kadın 1855 Cadısı Historymaker Queens Series Dynasty Prometheus Thanatos ve Eros Mary on cross The Key Of Darkness

Chapter 1

  Közlerin üzerinde çok yürümüştüm. Lakin nasıl bilebilirdim o kahverengi gözlere doğru yürürken daha çok acı çekeceğimi? Ya da nereden bilebilirdim kendi şakalarıma dahi güleceğimi ve ağzıma hiç şarap sürmeden sarhoş olacağımı? Öyle ki hiç içmediğim bir içkinin sarhoşluğuymuş yaşadığım. Ve her gece çöküp karanlık bastığında, biraz olsun beni görsün diye çevresinde pervane olurum.  Kırmızı kadifeler, çıngıraklar, ziller, bıçaklar, toplar ve kadehlerce şaraplar... Onun gözleri beni bulsun diye yapmadığım kaldı mı ki? Bir kez olsun beni arasın diye kaçmadığım delik kaldı mı ki? Beni bulsun diye gözler önüne serilmediğim, tut ki çevresinde bir mehtap gibi dönmediğim tek bir gece kaldı mı? Dağlara çıktım, ovalara, çayırlara yayıldım. Dokuz defa sürülmüş tarlalara gizlice dadandım — bir köstebek gibi. Ne de olsa senin için de bir köstebektim. Aşkın için, sevgililerin için, her şey için. Körfeze koştum, sırf denize seni fısıldamak için. Belki o zaman, suyun yüzeyinde senin sandı...

Thr Key of Darkness (1)

  THE KEY OF DARKNESS --- Chapter One --- Tears of the Monster The sun was rising over the skyline as a scary monster approached a home. Elenor woke up and smiled. Her maid Nancy came in and spoke cheerfully. “Madam, today is your wedding day. You are a very lucky woman in England.” Elenor looked into her eyes and got out of bed. “I think this day will be amazing.” But destiny had other plans. Darkness, pain, and screams were everywhere. At the Marquee of Solisticashire, Samuel of Solisticashire talked to himself. “I hope she never learns about my dark side. It will not be good for her. But she will hurt. I wish she did not want to marry me. Little shy girl, making a deal with a demon.” The demon was Samuel, and he was a bad guy. He was narcissistic and cruel. He was feeling nervous now, thinking, “Am I a ghost or a monster?” Samuel was like a panther, graceful and dangerous. He looked like he could kill with kindness, but he was a cruel kind of man. Elenor got dresse...