Ana içeriğe atla

The Key of Darkness (4)

 

Chapter four:

Mistress

For a while, in the dark, no one spoke. Nyx's night chariot was right above them, covering their crimes and urging them to be obedient. As they wandered behind Samuel's castle, William asked, "How is the marriage going?"

"Just marriage," Samuel replied with a laugh. "Do you really think it's a love marriage? Love is not real. I live the way any aristocratic man would, unlike you."

William frowned. "Maybe I will marry Jane too. It's a necessity."

Meanwhile, Elenor couldn't sleep that night either, and her husband's side of the bed was empty, feeling like ice. It hadn't even been a year since they got married. In the past, it was normal for men to have mistresses, but Elenor never thought she would get bored of her husband before a year was up. She was scared.

What if he failed to produce an heir and had to live in the same castle with a mistress? She muttered, "God forbid." Her poor mother suffered a similar fate. Elenor never liked Madame, a woman who never pretended to be a lady and seemed less serious. Elenor swore Madame had no noble blood. Then why had her father chosen a countrywoman over her mother?

She opened the door, hoping her prayers would be answered, and passed through the stone corridor illuminated by torches. She came into the large and cold living room and sat hugging herself. Cold air blew through the cracks between the windows and walls and moved the thick velvet curtains.

Elenor prayed there until the sun rose. She couldn't think of any other solution. What aristocratic girl would say these things?


Sonraki Bölüm

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yazardan Seçmeler

 Bu sayfadan ben White Rose'un kitaplarında ve kitap olmamış tek bölümlük hikayelerine ulaşabilirsiniz. İyi okumalar dilerim  Eros'un Laneti   Çiy   Çocuk Alman Tablosu   The Mystyc History   Tarihteki Modern Kadın 1855 Cadısı Historymaker Queens Series Dynasty Prometheus Thanatos ve Eros Mary on cross The Key Of Darkness

Chapter 1

  Közlerin üzerinde çok yürümüştüm. Lakin nasıl bilebilirdim o kahverengi gözlere doğru yürürken daha çok acı çekeceğimi? Ya da nereden bilebilirdim kendi şakalarıma dahi güleceğimi ve ağzıma hiç şarap sürmeden sarhoş olacağımı? Öyle ki hiç içmediğim bir içkinin sarhoşluğuymuş yaşadığım. Ve her gece çöküp karanlık bastığında, biraz olsun beni görsün diye çevresinde pervane olurum.  Kırmızı kadifeler, çıngıraklar, ziller, bıçaklar, toplar ve kadehlerce şaraplar... Onun gözleri beni bulsun diye yapmadığım kaldı mı ki? Bir kez olsun beni arasın diye kaçmadığım delik kaldı mı ki? Beni bulsun diye gözler önüne serilmediğim, tut ki çevresinde bir mehtap gibi dönmediğim tek bir gece kaldı mı? Dağlara çıktım, ovalara, çayırlara yayıldım. Dokuz defa sürülmüş tarlalara gizlice dadandım — bir köstebek gibi. Ne de olsa senin için de bir köstebektim. Aşkın için, sevgililerin için, her şey için. Körfeze koştum, sırf denize seni fısıldamak için. Belki o zaman, suyun yüzeyinde senin sandı...

Chapter 3

  O akşamdan sonra bazı şeyleri kabullenmiştim. Yitip gitmiş bir bedenin gölgesinde daha fazla yaşamayacaktım. Geceleri çöküp yatağıma yattığımda ertesi sabah kalbimdeki boşluğun sonunun ne olacağını düşünüp penceremden içeri giren yıldızların ışıklarını saymayacaktım.  Buna karar verdiğimde gün çözülüp gitmiş yerine tatlı meltemle bir karanlığa bırakmıştı. Yün yorganımı tepeme kadar çekmiş her gece olduğu gibi yatağımın berisindeki pencereden ormana ve ağaçların arasından cılızca gözüken yıldızlara bakıyor ve beni seneler önce bırakıp giden şovalyeyi düşünüyordum. Derler ki gidenin kalbinde bir ip unutur kader. Zaman o ipi gerer, koparmaz. Zira dosttur kaderle. Eğer yıldızlara aynı anda bakarsa giden ve geride bıraktığı bir çift yaşlı göz, giden hala o ipin titrediğini hissedermiş… Geri dönmese bile, ruhu artık dönmüştür. Ve hiçbir büyü, dönmüş bir ruhu serbest bırakamaz.  Yerimden doğrulmadan saçlarıma ellerimi attım. Parmaklarıma dolaşan saçlara karanlıkta seçebildiğ...