Engelbertha üç sene önce Kenneth Jones'un ölümünü atlatamamıştı. Neredeyse her gece kabuslar eşliğinde uyanıyordu. Bu sefer de öyle olmuştu. Kenneth ölüyor ve Engelbertha her rüyasında olduğu gibi O kanda boğuluyordu. Yatağın ucuna oturdu. Duvarın dışında kalan hiçbir kampın bilmediği kişiler vardı. Bu kişiler kardeşleri reddetmişti. Engelbertha onlardan birisinin motelinde kalıyordu. Ellerini dağılmış sarı saçları arasından geçirdi. Üzerinde bir fanila ile şort vardı. Gecenin soğuğu onu ürpertti. Yorgun, uyuşuk adımlarla ayaklanıp banyoya ilerledi. Cızırtılı ses ile lamba yandı. Bi gün elektrik olduğuna şükretti Engelbertha. Söylendi kendi kendine: -Kingsmaker Atkins soyunun son halkası buraya mi düşecekti? Soğuk suyla ellerini ve yüzünü yıkadı. Her gözünü kapatışında kanlı cansız bedenini görüyordu. Banyodaki hava birden ağırlaşmıştı. Tekrar aynadaki yansımaya baktı. Ayna kırıktı. Yine böyle bir gece Engelbertha kendi yansımasını görmemek adına parçalamıştı ayn...